KİTAP İÇİN DEDİLER Kİ *************************************************************************** 1- "SÖZ SANATLARI" HAKKINDA Birçok öğrenci söz ve anlam sanatlarını şairlerin, yazarların onlara zorluk çıkarmak için yaptığını sanır ve çoğuna, hangi dizede, hangi satırda ne sanatı yapıldığını bulmak, harita üzerinde Patagonya’nın yerini göstermekten daha zor gelir. Acıdır; ama genç öğretmenlerin de çoğu, söz gelip bu konuya dayandığında üstesinden nasıl geleceklerini kara kara düşünür. Oysa şairin ya da yazarın tek derdi vardır: Söylemek istediğini daha güzel, daha etkileyici anlatmak. Söz ve anlam sanatları bunun için vardır. Hemen hiçbir şair ya da yazar, sözün bu noktasında bir sanat yapmalıyım diye yer vermez söz ve anlam sanatlarına. Bu sanatları derdini daha iyi anlatmak için, çoğu kez farkına bile varmadan kullanır. Asıl ilginç olan, adını bilmedikleri o sanatların çoğunu aslında herkesin yapıyor olduğudur. Üstelik yalnız şiirsel laflar edilmek istendiğinde değil, gündelik yaşamın en sıradan konuşmaları içinde bile. Kız arkadaşının süsünü, giysisini beğendiğini bildirmek, gönlünü hoş etmek için, “Ay, gelin gibi olmuşsun.” diyen, benzetme sanatı yaptığının, “Öldüm yorgunluktan.” diyen abartma sanatı yaptığının farkında değildir. Onlara, bu sanatların çoğunu zaten bildiklerini ve kullandıklarını anlatmak için, önlerine sözcüklerini de içeriğini de anlamadıkları birtakım beyitler sürmek yerine, ezberlemek isteyecekleri kadar hoşlanacakları şiirlerden, severek söyledikleri şarkılardan örnekler sunmak en doğru, en akıllıca yol değil midir? İşte Nuri Sağaltıcı bunu yapmış. Edebiyatın pek de sevimli bulunmayan bu alanını herkesin kolaylıkla anlayabileceği duruma getirmiş ve ilgileneceklerin kullanımına sunmuş. Eline ve beynine sağlık demekten başka ne denebilir? Yazar: Feyza Hepçilingirler Yıldız Teknik Üniversitesi Türkçe Bölümü Öğr. Görevlisi
******************************************************************************* 2- "SÖZ SANATLARI"NA TAKRİZ (ÖVGÜ) Dilin, insanların biyolojik ihtiyaçlarını karşıla-mak üzere kullandıkları gündelik iletişim sistemi olan boyutu; bir de soyut düzeyde duygu, düşünce ve heyecanı ifadeye dönüştüren edebi boyutu vardır. Biz, gündelik iletişim dilimizi sözlüğün ilk anlam boyutuyla kullanırız. Bundan başka bu ortak ve genel dili, ede-biyatla özel ve özgün bir hale getiririz. İşte tam bu aşamada genel ve or-tak dili, özel ve üst bir dile dönüştürürüz. Buna genel anlamda "edebiyat dili" diyoruz. Edebiyat dilinde, dil unsurlarına mecazi ve çağrışımsal anlamlar yük-lenir. Bunu yaparken söz, anlam ve heyecan sanatları yaparız. Bu türlü sanatlarla dilimiz daha bir güzelleşir ve zenginleşir. Genelde "edebi sa-natlar" dediğimiz sistem, sadece süslü bir edebiyat yapmak için üretil-mez; aynı zamanda dinleyicide kalıcı bir etki yapmak amacını da güder. Bu bağlamda bir edebiyatçının gücü özgün, çarpıcı, güzel, yeni edebi sanatlar üretmede ortaya çıkar. Yüzyıllara dayanan Türk edebiyatımız da dünyanın en eski ve en büyük edebiyatları arasında yer alır. Türk ede-biyatının gücü, edebi sanatlar bakımından zenginliğinde ortaya çıkar. Özellikle Divan edebiyatımız ve Türk halk edebiyatımız, bu bağlamda çok zengindir. Ortaöğretimimizde çocuklarımıza dilimizin ve edebiyatımızın güzelliğini ve zenginliğini en çok edebi sanatlar üzerinden gösteriyoruz. O yüzden edebi sanatlarımızın öğrenilmesi, edebiyat zevkimizin geliş-mesini sağlayacaktır. Tecrübeli bir edebiyat öğretmeni olan Nuri Sağaltıcı Bey'in elinizdeki çalışması, Türk çocuklarının kendi edebiyatlarını ve dillerinin zengin-liğini daha yakından hissetmelerine büyük imkân sağlayacaktır. Nuri Sağaltıcı Bey, zor bir işi başarmış, zorlaştırılarak öğretilmeye çalı-şılan edebi sanatları kolay anlaşılabilen bir üslup ve örnekler ışığında kolay öğrenilebilen bir hale getirmiştir. Kendisini kutluyor ve eserinin Türk çocuklarına faydalı olmasını diliyorum. Prof. Dr. Nurullah ÇETİN . Ankara Üniversitesi . Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi . Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü ************************************************************************* 3- NURİ SAĞALTICI VE "SÖZ SANATLARI" Nuri Hoca şiirlerimi tahlil ederken o kadar titiz davran-mış ki okuyunca hayretler içinde kaldım. Bu kitaptaki şi-irlerin Türk dili ve edebiyatındaki özellik ve inceliklerini tespit ve tahlili, onun bu konudaki uzmanlığının mükemmel bir ürünüdür. Bu fedakâr çalışmasıyla öğrencilerine muhte-şem bir ders kitabı takdim etmiştir. Bugüne kadar dört şiir kitabı çıkarmış bulunmaktayım. Hiçbir dil uzmanı ve eleştir-men, şiirlerimle ilgili olarak bu kadar güzel, bilinçli ve cesur tahlillerde bu-lunmamıştır. Bu özgün ve değerli çalışmasıyla Nuri Bey'in Türk Dili’ne ettiği hizmeti takdirle karşılıyor, Sâfi sevgilerimle gözlerinden öpüyorum. TÜRK DİLİNE HİZMET Şairlik özellik, şiir emektir İnkâr etmek kul hakkını yemektir Güzel yazmak kadar güzel yorum da Türk diline hizmet etmek demektir Şair Cemal Safi *********************************************************************** 4- "SÖZ SANATLARI" ÜZERİNE “Bütün başkaldırmış düşünceler bir söz sanatı ya da kapalı bir evren içinde belirlenir.” diyor ünlü Fransız yazar Albert Ca-mus. Edebi ürünlerin ortaya çıkması şüphesiz etkin bir gözlem sanatsal bir yaratıcılık ve estetik gerektirir. Bu noktada devre-ye giren “söz sanatları ” şairin ve yazarın aynasının derinlerindeki gizemli yüzü, sessiz çığlıklarıdır." Burada ozan, ger-çekliği, öznel imgelem dünyasından geçirerek, söz sanatlarıyla süsleyip oku-yucuya sunandır. Büyülü ve etkin bir gözlem gerektiren “söz sanatları”, şairin Tanrısal soluğunda gizlidir. Edebiyatın vazgeçilmezi olan söz sanatlarının, Çağdaş Türk şiirinden ör-neklerle anlatılarak günümüze uyarlanan ve değerli Edebiyat Öğretmeni-miz Nuri Sağaltıcı dostumuz tarafından titizlikle, özveriyle ve ustaca kaleme alınan “ Söz Sanatları” kitabının, edebiyat dünyamızda önemli bir boşluğu dolduracağına ve okuyucuda büyük bir heyecan uyandıracağına inanıyo-rum. Edebiyat sevdalısı değerli Nuri Sağaltıcı Hoca’mızı bu güzel eserinden dolayı kutluyor, edebiyat dünyamıza armağan edeceği yeni eserlerini heyecanla bekliyorum, Işık ve sevgiyle… Şair Aydan YALÇIN- Ankara ************************************************************************* 5- "SÖZ SANATLARI"NA DAİR Saygıdeğer Türkçe Öğretmenim Nuri Sağaltıcı Bey'in mesleki ve sosyal yaşamında insancıl değerleri, sağlam bir karakteri, onurlu bir kişiliği her türlü gücün üstünde tuttuğuna bir öğrencisi olarak sürekli tanık oldum. Kendisini model alan bir öğrencisi ve eğitimci olarak böyle çok yönlü, üretken ve sanat değerlerini yapısında bulunduran bir insanı tanımanın ayrıcalığını ve gururunu da hep yaşadım. Bir şair, şiirinin bir dizesinde "Gönüllerin köşkünde bir köşen var mı sen ona bak" diyor. İşte, yaşamında her şeyden önce her gönülde bir köşe kapmayı başarabilen Nuri Hoca'mız, şimdi de yazar kimliğiyle usta kalemini yoğun, titiz ve özverili bir çalışmanın çemberinden geçirerek eşsiz bir eseri "Söz Sanatları" başlığıyla edebiyat dünyamıza kazandırmanın mutluluğu ve sevinci içerisinde. Hocamızın eserinin de kendisi gibi her gönülde yer alacağından hiç kuşkumuz yok. Uğur Ekiz Tarih Öğretmeni 16 Mart 2009
Üniversiteleriyle, ilk ve orta öğretim okulları arasında, Türkçe öğretimi yönünden, bağları tamamen kopuk bir ülkede yaşıyor gibiyiz. Türkçe öğretiminde üniversite-ortaöğretim ilişkisini yeniden yapılandırmaya, bu anlamda çok ciddi bir yeniliğe gereksinimimiz var.
Nereden çıktı bu şimdi, diyeceksiniz? Anlatayım: Üniversitede dilbilgisi derslerimize giren bir öğretmenimiz vardı. Dilbilgisi konularından biriyle ilgili Sayın Muharrem Ergin’in bir yanlışını bulup öğretmenime söylemiştim. Çok sert bir tepki gösterdi buna. Dedi ki: “O, benim hocamdır, senin onu eleştirmen için önce onun düzeyine erişmen gerekir. Ben de onun bazı yanlışlarını biliyorum;ama bunları söylemiyorum. Bu, saygısızlık olur.” O yıllarda üniversitelerimizi yalnızca bilim ve araştırma yuvaları olarak gören bir genç olarak, çok büyük bir hayal kırıklığı yaşadığımı anımsıyorum. O zaman kalkıp şöyle demiştim: “Bizden sonrakiler, bizim öğreteceğimiz bilgilere yenilerini eklemezse ilerleme nasıl olacak?” Sorumun yalnızca “saygı” kavramıyla geçiştirildiğini hatırlıyorum.
Üniversitelerin çoğunda benzer “saygı” törenlerinin devam ettiğini gösteren işaretler alıyor ve üzülüyoruz. Elbette öğretmenlerimize saygı duymamız gerekir; ama onların iyi niyetli hatalarını bilim adına ortaya koymak, onlara asla saygısızlık etmek değildir. Tam tersine, onların bizden asıl istediği de budur.
Sayın Zeynep Korkmaz’ın TDK’nin resmi sitesindeki bir yazısından buralara geldim. “Bileşik eylem”, bu aralar yoğunlaştığım bir konu. Konuya ilişkin bakış açılarını incelerken, Sayın Zeynep Korkmaz’ın “Türkçede Birleşik Fiiller ve Anlam Kaymaları” adlı yazısına takıldım kaldım. Diyor ki: “Birleşik fiilleri, taşıdıkları birbirinden ayrı yapı ve anlam özelliklerine göre kendi içinde dört alt sınıfa ayırmak mümkündür: Bir isim ile et-, ol- yardımcı fiillerinin veya esas fiil olma dışında yardımcı fiil alarak da kullanılan bul-, buyur-, eyle-, kıl-, yap- fiillerinin birleştirilmesi yoluyla kurulan birleşik fiiller: akın et-, göç et-, kul ol-, mecbur ol-, son bul-, kabul buyur-, dikkat buyur-, namaz kıl-, icra kıl-, doğum yap-, hesap yap- gibi. “ Sayın Korkmaz, yukarıda buyurduğunuz “doğum yapmak”, “namaz kılmak”, “hesap yapmak” gerçekten bileşik eylem mi? O zaman şu cümleleri bir zahmet öğelerine ayırır mısınız:
· Kadın üç beş gün sonra doğum yapacak.
· Kadın, bu doğumu da erken yapar mı?
· Yaşlı adam, o sırada namaz kılıyordu.
· Adam, namazını kıldı.
· Adam, öğle namazını kıldı.
· Adam, beş namaz kılıyordu.
· Adam bayram namazını kılıyordu.
· Adam akşam namazını hangi saatte kılacaktı?
* Gelecek ay için hepimiz hesap yapıyorduk
· Bunun hesabını yapacaksın.
· Bunun hesabını iyi yapmalısın.
· Bizim sınıfta, böyle şeylerin hesabını en iyi o yapar.
Öğrencilerinize siz bunları böyle öğretiyorsunuz. Peki, ilerde öğrencileriniz öğretmen olduğunda, bir lise öğrencisi öğretmenine bu verdiğim örnek cümlelerin benzerini öğretmenine sorarsa, öğretmen, öğrencisine nasıl açıklamalı sizce? Bu konuda da bize bilgi verirseniz gerçekten çok sevineceğiz. Asıl sorun bu bence.
Yazısının devamında diyor ki Sayın Korkmaz: “Verilen örneklerde görüldüğü üzere, buradaki yardımcı fiilin işlevi somut veya soyut bir nesneye ad olan bir ismi bir fiil durumuna, bir oluş ve kılış hâline getirmektir. Bu kuruluşa birleşik fiil denmesinin sebebi de iki farklı gramer biriminin kendi özel anlamlarını devam ettirmekle birlikte birleşip kaynaşma yoluyla yeni bir kavrama karşılık olmalarındandır” Ama Sayın Korkmaz, bu fiiller yukarıdaki örneklerde de görüldüğü gibi “bileşik” olamıyor maalesef.
Devam edelim bu ilginç yazıya: “Dördüncü gruptakiler, isim veya isim soylu bir veya birden çok kelimenin, belirli gramer kalıpları içinde, bir esas fiil ile birleşerek bir anlam kaymasına uğrayıp kalıplaşması ile oluşan birleşik fiillerdir: göze gir-, gözden düş-, çile çek-, üste çık-, pamuk ipliğine bağla- gibi. Bizim bu yazıda üzerinde duracağımız birleşik fiiller asıl bu son grupta yer alanlardır. Yalnız konunun ayrıntısına inmeden önce gramerlerimizde ve fiil konusunu ele alan bazı araştırmalarda birleşik fiiller ile ilgili terimlendirme ve sınıflandırmada yer alan bir yanlış değerlendirmeye işaret etmek istiyoruz. Şöyle ki: Mevcut gramerlerin bir kısmında birleşik fiil başlığı altında, bizim yukarıda yalnız 1. ve 2. grupta verdiğimiz birleşikler üzerinde durulmuş. 3. ve 4. gruptakiler dikkate alınmamış veya bunlar arasına ayrı bir sınıflandırma yapılmadan 4. gruba giren bir iki fiil örneği de katılmıştır. “
Evet Sayın Korkmaz, herkes demek ki sizin kadar yürekli değilmiş ki bu konuya fazla girmek istemiyor. Siz şimdi “çile çekmek” eyleminin bileşik olduğunu söyleyince bileşik mi oluyor? Buyurun o zaman şu cümleleri de bir zahmet açıklayın, öğelerine ayırın, ne dersiniz buna?
· Ben yıllarca çile çektim.
· Ben bu çileyi yıllarca çektim.
· Bu amansız çileyi hep çektim.
· Ömrüm boyunca birbirinden büyük ve insanı kahreden çileler çektim.
Zeynep Korkmaz, devam ediyor: “Burada özellikle üzerinde durulması ve vurgulanması gerekli husus, birinci, ikinci ve üçüncü gruptaki fiillerin sadece “birleşik fiil” olarak verilmesi, dördüncü gruptakilerin de “anlamca kaynaşmış birleşik fiiller” olarak adlandırılmasıdır. Bazı gramerlerde dördüncü grup yer almadığı için böyle bir adlandırma da yoktur.” Dilinize sağlık Zeynep Hoca’m, devam edin lütfen: “Dilimiz anlam kaymasına uğrayarak kaynaşıp kalıplaşmış birleşik fiiller açısından çok zengindir. Dildeki sayıları altı binin üstündedir. Taşıdıkları özel anlamlar ile söz varlığımıza büyük bir zenginlik katmışlardır. Ama, ne yazık ki bu konu, gramerlerimizde genellikle üç beş cümle ile geçiştirilmiş ve üzerinde şimdiye kadar, yayımlanmamış bir iki çalışma dışında, derinlemesine araştırma ve incelemeler yapılmış değildir. ( ....) Onların bu özelliklerini şekil yapılarından başlayarak açıklamaya çalışalım: (.....)
1. Özne+fiil bağlantısı ile birleşenler: Bu alt gruptaki birleşiklerde fiilden önce gelen isim veya isim grubu fiile ya yalın hâlde ya da iyelik eki alarak bağlanmıştır. Bu durumda, birleşik fiil içindeki isim veya isim grubu fiilin öznesi gibidir: Karın acık- (karnı acık-), ders al- "ibret almak", ilham al-, bet beniz at-, surat as-, kafası bozul-, eli ayağı çözül-, dili dolan-, gözü dön-, içi geç-, kanat ger-, yüreği hopla-, uykusu kaç-, canı yan- vb.
İnanın Sayın Hocam, şu cümleler de gelip aklıma takıldı, öğelerine nasıl ayıracağımı bilemiyorum:
· Öğlene kadar yemek yemediğim için karnım acıktı.
· Çocukların karnı, büyüklerinkine göre daha erken acıkır.
· O anda adamın karnı iyice acıkmıştı.
· O gün sinirden gözü dönmüştü.
· İki gün önce adamın gözü dönmüştü.
· O yaşalı adamın gözü dönmüştü a an.
· Bu olaydan ibret almalısın.
· Bu olaydan ibretini al ve akıllı otur.
· Gecenin geç vakitleri olmasına rağmen uykum kaçmıştı.
· Bu tatsız olay uykumu iyice kaçırmıştı.
· Olayın üzerinden aylar geçmesine karşın hala içim yanıyor.
· Bu olay aradan yıllar geçse de içimi yakacaktır.
· Adam ne yapsak bize surat asıyor.
· İkide bir suratını asma öyle.
· O güzel suratını hiçbir zaman asmamalısın.
İşte Sayın Hoca’m, ilköğretim mezunu her insan bilir ki bu cümleler öğelerine ayrılırken çıkmaza girilir. Benim asıl vurgulamak istediğim sorun da bu. Yazınıza devam edelim :” II. İki Ögeli Kalıplaşmış Birleşik Fiiller:
Bu gruba giren birleşiklerde, fiilden önceki isim ögeleri birden fazla olabilir. Buna göre bu gruptaki alt gruplar şöyle gösterilebilir:
Özne+nesne+fiil bağlantısı ile birleşenler: İçi kan ağla-, eteği zil çal-, kan gövdeyi götür-, kendi kendini kemir-, ağzı lâf yap-, yangın bacayı sar-, eli silâh tut- vb.
Özne+yer tamlayıcısı+fiil bağlantısı ile birleşenler: İş (işi) baştan aş-, el (eli) kana bulaş-, kanı tepeye çık-, yumurta kapıya dayan-, el ayağa dolaş-, atı alan Üsküdar’ı geç-, söz ayağa düş-, iş dayıya düş-, başı dara gel-, canı burnunun ucuna gel-, keyfi yerine gel-, yakayı ele ver-, post elden git-, gözü arkada kal-, gözü yolda kal-, ayağı yerden kesil-, yer yerinden oyna-, evdeki pazar çarşıya uyma-, dünya başına yıkıl- vb.”
Vallahi sizin yazınızı okudukça, ne yalan söyleyeyim, ya benim Türkçe öğretmeni olarak öğrendiklerimde bir anormallik var, ya sizin anlattıklarınızda bir anormallik var, diyesim geliyor. Yani siz diyorsunuz ki, aşağıdaki cümleler öğelerine ayrılırken, yüklem şöyle gösterilmeli:
· Bugün içim kan ağlıyor .
· Bu işe kan bulaştı.
· Elim kana bulaştı.
· Artık yumurta kapıya dayandı.
· Babasını karşısında görünce keyfi yerine geldi.
· Babasını karşısında görünce küçük çocuğun keyfi yerine geldi.
· Haberi alır almaz adamın ayağı yerden kesilmişti.
· Maç sürerken yer yerinden oynuyordu.
· O an dünya başıma yıkılmıştı.
· Evdeki hesap çarşıya uymaz.
· Atı alan Üsküdar’ı geçti.
· Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye.
Yazınızla ilgili daha ayrınıtlı yorumlar yapmak isterdim ama yazımız amacını aşar. Sanırım verdiğim örnekler yeter.
Doğru mu gösterdim eylemleri Sayın Hoca’m? Doğruysa lütfen öteki öğeleri de nasıl ayıracağımızı açıklar mısınız bize? Ve sizden son bir ricam olacak: Yukarıda adını andığınız “bileşik fiiller”in bir de çatı yönünden özelliklerini de açıklar mısınız? Göreceksiniz Sayın Zeynep Hocam bu cümleleri öğelerine ayırmak o kadar kolay olmayacak. Hele bunları bu halleriyle çatı yönünden açıklamak sizi bayağı terletecek gibime geliyor. İyisi mi bütün iyi niyetimizle gelin beraber bunlar üzerinde tekrar düşünüp herkesin kabul edebileceği yeni bir yorum yapalım, ne dersiniz? Size bu konuda yardımcı olacak kadar yeni malzeme de topladım. Topladığım örnekler TDK Başkanı Prof. Dr. Sayın Şükrü Haluk Akalın’a iletilmiştir. İsterseniz o yolladığım örnekleri de inceleyin lütfen. Cevabınızı kamuoyuna açıklarsanız, Türkçemize hizmet eden pek çok değerli meslektaşımız da bu cevabınızdan çok yararlanacaktır. Bundan emin olabilirsiniz.
Nuri SAĞALTICI